Tiyatro tarihinde seyirci koltuğa oturunca dünya değişirdi; bu kez koltukların kendisi dünyayı değiştirdi.

Tiyatronun en bildik ritüelidir: Salonun ışığı söner, sahnedeki ışık yanar, perde açılır. O ana kadar cep telefonuna bakan, suyunu içen, yanındakiyle konuşan seyirci ışığın kararmasıyla tüm eylemlerini sonlandırır. Sahne dünyasında “tiyatro sözleşmesi” olarak bilinen yazılı olmayan bir anlaşma başlamıştır. Tiyatro sanatçısı seyirciye “Ben şimdi başka bir dünyaya geçiyorum, sen de benimle gel” der. Seyirci de razı olduğunu, koltuğuna sessizce yerleşerek bildirir. Sözleşme imzalanmıştır. İki saat boyunca, salon başka bir dünya olur.

‘Tiyatro Sözleşmesi’ o akşam bozuldu

Pazartesi akşamı, İstanbul Kongre Merkezi Harbiye Oditoryumu’nda bu sözleşme bozuldu. Hem de oyunun daha ilk dakikalarında. Yıllar sonra tekrar sahnelenen “Gırgıriye Müzikali” yeni başlamıştı. Salonda 3 bin 500 kişi vardı. Ön sıralarda oturan bir kadın yerinden kalktı, sahneye doğru yürüdü; Müjdat Gezen’in sahneye çıkmasını bekledi, sonra da onunla tartışmaya başladı. “Sahneyi göremiyorum” diyordu. Haklıydı belki. VIP koltuk diye 4 bin lira ödediği yere plastik sandalye koymuşlardı. Müjdat Gezen seyirci kadını sakinleştirmeye çalıştı, olmadı. Önce organizatöre çıkıştı Gezen: “Ben de bu tiyatronun bir çalışanıyım, izleyici para verip göremiyorsa haklıdır” dedi. Ama akış bozulmuştu. Gezen sonra sahneyi terk etti, kulise gitti, fenalaştı ve hastaneye kaldırıldı. Oyunun iptal edildiği açıklandı. 3 bin 500 kişi öylece ortada kaldı.

Aslında benzer bir olay “Gırgıriye Müzikali”nin 15 Nisan’daki Ülker Sports Arena’daki prömiyerinde de yaşanmıştı. İlk gösterim 10 bin kişilik biletli seyirciyle, seyirci rekoru diye lanse edildi. Ama o seyircilerin ne yaşadığı çok da kamuoyuna yansımadı. Sahneyi göremeyenler vardı, yine VIP bileti alıp plastik sandalyelere oturtulmak isteyenler… Kimileri o sandalyeleri havaya kaldırıp protesto etti. Yaşananlar karşısında o 10 bin seyirciden hiçbiri tiyatro dünyasındaki bu kadim sözleşmeyi bozmak istememişti. Ama altı gün sonra 21 Nisan’daki gösterimde yine benzer durum tekrarlayınca bu sözleşmeyi bozan biri çıktı.

Çuhadar: Farklı bir tiyatro seyirci profili var

Birkaç gündür konu tartışılıyor. Seyirci haklı diyenler de var, kadim sözleşmeyi bozduğu için haksız olduğunu düşünenler de. Müzikali sahneleyen organizatörü suçlu bulan da çok! Ama mesele biraz derin…

Tiyatro yazarı Bahar Çuhadar, “Özünde canlı bir performansı o anda, biricik bir deneyim olarak yaşamak olan, bir arada olma kültürünü besleyen tiyatro, son yıllarda satın alınan popüler bir ürün olarak algılanıyor. Seyirci, ünlü isimlerin sahne aldığı iddialı prodüksiyonları izlemeyi, o popüler ürünü satın almak gibi algılar oldu. Orada olmak, oyundan video, fotoğraf çekip paylaşmak, çıkışta da ünlü oyuncularla birlikte fotoğraf çekilmek istiyorlar. Hatta oyuncular kulisten çıkıp fotoğraf çektirmeyince buna sitem eden bir seyirci profili de belirdi. Mesele bir sanat eseri olan tiyatro oyununu görmenin ötesinde, ticari bir ürünü satın alma ve o aldığı ürünü etrafa gösterme hissine doğru evrildi” diyerek son dönemde tiyatro seyircisinin davranışındaki değişimi anlatıyor.

Bahar Çuhadar
Bahar Çuhadar

Peki seyirci neden bir sanat eserinin vaat ettiği dünyada yol almak yerine, satın aldığı bir ürüne sahip olmuş gibi davranıyor? Bunun cevabı bizi kültür endüstrisinin hem dünyada hem de Türkiye’de sanat eserini bir ticari ürün, bir meta gibi tarif eden kültür sanat ekosistemindeki yeni düzenin inşasına götürüyor.

Yücel: Eser çoktan ürüne dönüştü

Bu yeni düzen en azından Türkiye’de 2000’lerin ortasında kendini göstermeye başladı. Kültür sanat etkinliklerini takip edenlere sanatsever denilirdi; yeni düzende bu insanlar sanat tüketicisi olarak adlandırıldı. Yeni düzen seyirciye “Biletini al, konsere git, tiyatroya git ve tüket”i öğütlüyordu. Görünen o ki seyirci de artık kendisini tam bir tüketici hissediyor, öyle davranıyor ve kendisine vaat edilen gerçekleşmeyince isyan edip işi o kadim tiyatro sözleşmesini bozmaya kadar götürüyor.

Yapımcı Sonay Yücel, “Bir organizatör, yapımcı 5 bin kişilik yerde bir tiyatro eseri sahnelemek istediğinde, oyun sanat eseri olmaktan çıkıp tamamen ticari bir ürüne dönüşmüştür zaten. Burada ne sanattan, ne sanatsal estetikten ne de seyir keyfinden bahsedebiliriz” diyerek kültür endüstrisinin de sanat eserini ürün olarak gördüğünü anlatıyor ve “Yani arz da bu yönde” diye ekliyor.

İşin aslı kültür endüstrisi sanat eseri adı altında ürün pazarlıyor, seyirci de bilet alıp o üründen maksimum fayda bekliyor. Beklentisi karşılanmayınca da tıpkı ticari bir ürün almış gibi itiraz ediyor. Peki hal böyle olunca kanunla korunan tüketici hakları devreye girebilir mi? Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Ergün Kılıç, “Bir kongre merkezinde oyunun sahnelendiğini bilerek bir oyuna dair bir bilet alıyorsanız ve oyun başlayınca eğer vaat edilen hizmet karşılanmıyorsa hemen dışarı çıkıp itiraz etmeniz en adili” diyor.

Kılıç: Tüketici haklıyken oyunu keserek haksız duruma düştü

Sanat dünyasındaki o kadim sözleşmeyi hukukun da kabul ettiğini Kılıç’ın şu sözlerinden anlıyoruz: “Şimdi tiyatro dünyasında gizli bir sözleşme vardır. Bunlar yazılı değildir ama bir oyuna gittiğiniz zaman o kurallara uymanız gerektiğini bilirsiniz. Oyun oynanırken gürültü yapmamak, sanatçıya karşı nezaket dili kullanmak, yüksek sesle konuşmamak gibi… Siz bu sözleşmeyi bozamazsınız. Burada seyirci haklı olsa bile hakkını savunma yöntemi başka hukuki sonuçlar doğuracak türden. Mesela oyunu durdurmak başka seyircilerin hakkını gasp etmektir aynı zamanda. Şuna benziyor durum: Trafikte biri sizin hakkınızı ihlal etti. Onu şikâyet edebilirsiniz. Ama önüne kırıp trafiği durdursanız ve saldırıya geçerseniz siz de başka bir kanun maddesi kapsamındaki suçu işlemiş olursunuz. Bunun için biz tüketicilere her ne olursa olsun haklarını savunurken belirli kurallara uymaları gerektiğini anlatıyoruz.”

Ergün Kılıç
Ergün Kılıç

Şahin: Sosyal medya herkesi hırçınlaştırıyor

Peki o seyirciyi tiyatro sözleşmesini bozmaya iten nedir? Bu soruya akademisyen ve gazeteci Haluk Şahin, “Sosyal medya, dijital dünya herkesin davranışını çok fena etkiliyor. Algoritmalar dünyası içine hapsolduk. Bu algoritmalar kavgaya prim veriyor, kötülükleri, insanın içindeki riyakârlığı kışkırtıyor. Günümüzde hoyratlığın, saldırganlığın ve şiddetin artmasında bu algoritmaların direkt etkisi var. Toplumsal hayat içerisinde birlikte yaşama sözleşmesi nasıl bozulduysa, artık seyirci ve sanatçı arasındaki tiyatro sözleşmesi de bozuldu. Temiz algoritma düzenine karşı hep birlikte mücadele etmezsek çok uzak olmayan bir gelecekte bir arada kalma şansımız kalmayacak” diyerek cevap veriyor.

Haluk Şahin
Haluk Şahin

Tiyatroda bu sözleşmenin bozulması yeni sayılır aslında. Müzik dünyası bu sözleşmeyi çoktan yitirdi. Müzik yazarı İhsan Dindar özellikle rock ve pop konserlerinde biletli seyircinin sanatçıya adeta “Bizi eğlendir” dercesine davranış sergilediğine defalarca tanık olduğunu söylüyor. 2008’de gerçekleşen Sezen Aksu’nun Adana’da verdiği bir konserde sahneye su şişesi, maytap atılmasını hatırlatıp Aksu’nun “Eğer birlikte ortak şarkıları, duyguları paylaşacaksak maç psikolojisinden çıkmamız gerek” diyerek seyirciyi uyarmasını anımsatıyor.

Dindar: Konserlerde müzisyenlere su şişesi atılıyor

Lakin o psikolojiden çıkılmadı maalesef. Dindar, “Tam nedeni bilinmiyor; belki sosyal medyada ‘içerik’ üretme, belki de ‘bir anın kahramanı’ olma arzusuyla sonraki yıllarda sık sık sanatçılara su şişesi atma işi tekrarlandı. Hatta Cem Adrian bir konserinde yaralandı. Ya da istediği şarkıyı çalması için konseri bölecek kadar bağıranlar var. Cep telefonuyla fotoğraf veya video çekmek artık sorun olarak görülmüyor. Ama klasik müzik konserlerinde ya da opera ve bale gösterilerinde seyirci bu sözleşmeyi içselleştirmiş görünüyor. Tek tük telefon hadiseleri oluyor. Ona da çözüm bulunuyor: Görevliler telefonunun ışığını açan seyirciye ışık tutarak rencide ediyor” diyor.

İhsan Dindar
İhsan Dindar

“Herkesin sorumluluğu var”

Sözleşme bozulduysa ve yeni kültür sanat ekosisteminde eserler ürüne dönüştüyse o zaman yeni bir sözleşmeye mi ihtiyaç var? Tiyatro yazarı Bahar Çuhadar aslında herkes üzerine düşeni yaparsa sorun olmayacağını söylüyor: “Yapımcı ve organizatör yüksek fiyata biletlendirdiği işin karşılığını, seyirciye sunmakla mükelleftir. Oyunun tekniğine, yapısına, türüne uygun mekânı seçmeli, hangi kategoride oturuyorsa otursun (‘kısıtlı görüş’ diye belirtilmediği takdirde) seyircinin o gösteriyi rahatça izleyip duyabileceği bir düzeni garanti etmeli. Seyircinin aldığı biletin karşılığını görmek istemesi anlaşılır ama karşısındaki de yüzlerce insanın emek vererek çalıştığı bir operasyon. Yaşadığı haksızlığı esere zarar vererek göstermesi, seyircinin ‘üründen memnun kalmadım’ tavrı sergilemesi tiyatronun ticari bir meta haline gelmesinin de bir sonucu. Seyircinin de yapım/organizasyon ekibinin de karşılıklı sorumlulukları dahilinde hareket etmesi gerekir ki tiyatro canlı, yaşayan bir deneyim olarak kalsın. Sadece büyük mekânlarda değil; bağımsız, küçük mekânlardaki oyunlarda da bu karşılıklı sorumluluğun işletilmesi gerekiyor. Neticede bir sanat olayına dahil olmak üzere gidiyoruz tiyatroya; bir eşya, meta satın almaya değil. Parasını verip bilet aldık diye mekânda evimizdeymiş gibi rahat davranmak, bir şeyler yemek, su şişesi tıkırdatmak, konuşmak, telefon kullanmak, görüntü almak gibi davranışlar da tüm diğer seyircinin oyunun dünyasına girmesine engel olan davranışlar.”

“VIP demek en önden izlemek değildir”

Sonay Yücel de aslında bu işleri yaparken İstanbul gibi bir şehrin nasıl sıkıntı içinde olduğunu anlatıyor: “İstanbul’un ciddi bir mekân sıkıntısı var. Maalesef gerçek tiyatro amaçlı yapılmış çok büyük alanlarımız yok. Bu yüzden kongre merkezleri ve spor salonları bir şekilde kullanılıyor. Bu tür oyunlar böyle mekânlarda sahnelenmeden önce birtakım sorulara net cevap almalısınız. Sahneye koyduğumuz işin niteliğine göre seyirci her yerden rahat görebilir mi? Yandan perdeyle kapatacağımız yerler olacak mı? Bu tarz sorulara cevap aranmalı. Ayrıca salonun bir manifestosu vardır; biletleme şirketlerinde burası birinci kategori, şurası ikinci kategori diye geçer. Ama genelde bu kategoriler konsere göre hazırlanmıştır. Konserde herkes ön tarafın daha iyi olduğunu düşünür ama daha kalabalık işlerde, dans veya müzikal gibi işlerde beşinci veya altıncı sıradan sonrası esasında daha değerli ve pahalı yerlerdir.”

Peki seyirci ne yapmalı? Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Ergün Kılıç’ın hatırlatması net: Vaat edilen hizmet karşılanmıyorsa “hemen dışarı çıkıp itiraz etmek en adili.” Yani sözleşmeyi ihlal ederek değil, sözleşmeye sadık kalarak hakkını aramak. Bu da belki en zor olanı, çünkü sosyal medyanın hızında, kendi hakkını sessizce almanın pek prim yapmadığı bir çağdayız.

Bahar Çuhadar şöyle diyor: “Tiyatro evet, ‘satın alınan’ bir sanat olayı ama bu kimseye ‘parasını verdim, ne istersem yaparım’ hakkını vermez. Bu tür hadiselerin hem mekân konumlandırmasını daha dikkatli yapma konusunda organizatörlere, hem de tiyatro deneyimine saygılı olma konusunda seyirciye iyi bir anımsatıcı olmasını umalım.”

Kaynak: https://www.evrensel.net/haber/5981319/girgiriye-de-yirtilan-o-kadim-sozlesme

Görsel: https://www.evrensel.net/haber/5981319/girgiriye-de-yirtilan-o-kadim-sozlesme

Haber Giriş Tarihi: 26.04.2026 15.04