Roma’dan sonra bir Göbeklitepe sergisi de Berlin’de açıldı: Toplumun Keşfi: 12.000 Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepeler’de Yaşam. Sergide sadece anıtsal parçalar yok, konut yapıları ve yerleşik hayata geçişin günlük izleri ön planda. 44 tanesi ilk kez sergilenen 89 eser ve 4 replikanın hemen yan salonunda ise fotoğraf sanatçısı Isabel Muñoz’un Taş Tepeler’in çalışmaları görülebilir. Buyrun James-Simon-Galerie’yi gezelim.

Berlin’in film festivali kalabalığını ve şehri ele geçiren kar soğuğunu atlattıktan bir hafta sonraki cumartesi sabahı. İnanılmaz ama hava 19 derece. Buz tutan yollardan eser yok. Doğaya zarar verilmesin diye tuzlanmayan kaldırımlara önlem olarak atılan çakıl taşları buzlar eriyince ortaya çıkmış. Belediye temizlikte biraz geç kalmış. Buzda yürümek zor; çakıl taşlarıyla yürümeye çalışmak ise tam bir kabus. Ama Berlin’deyseniz her gün 20 bin adım atmak garanti.

Aziz Hedwig Katedrali’nin önündeki çimenlik yeşermiş, bir bahar günü gibi piknik yapanlar var. Bizim istikametimiz, Spree Nehri üzerindeki Museumsinsel yani Müzeler Adası. Bir önceki hafta Türk filmlerini ağırlayan şehir bir süredir de Türkiye’den tarihi eserleri misafir ediyor. Yanlış anlaşılmasın, Troya’dan Schilimann’ın kaçırdığı hazinelerden söz etmiyoruz. Onlar tutsak olarak Neus Museum’daki yerlerinde duruyorlar. Adadaki beş büyük müzeden biri olan ve Anadolu’dan kaçırılan Pergamon sunağıyla görkemli frizlerinin sergilendiği müze hâlâ tadilatta. Oradan birkaç eser Pergamon Panaroma Müzesi’nde, şehrin dev canlandırmasıyla birlikte görülebiliyor. Onlar da değil söz ettiğimiz.

Roma’daki Rekorun Ardından Yeni Durak Berlin

Misafirler Şanlıurfa Müzesi koleksiyonundan 89 adet orijinal Neolitik dönem eseri ve dört adet replika yani toplam 93 eser. Toplumun Keşfi: 12.000 Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepeler’de Yaşam başlığı altında James-Simon-Galerie’de mart başında açılan sergide yer alıyorlar. Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Vorderasiatisches Museum’un işbirliğiyle şehirdeler. Geçen yıl Roma’da Collesium’da Göbeklitepe: Kutsal Bir Yerin Gizemi ismiyle bir Göbeklitepe sergisi açılmış ve 6 milyondan fazla ziyaretçi tarafından ilgiyle izlenmişti. Roma’dakinden farklı olarak 19 Temmuz’a kadar Berlin’de devam eden sergide eserlerin 44’ü ilk kez görücüye çıkıyor. Pek çoğu, İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Necmi Karul başkanlığındaki son dönem kazılarında gün yüzü görenler.

Hatırlatmak gerekirse, Almanya ile Göbeklitepe arasındaki bağ oldukça eskiye dayanıyor. Alanın modern keşfi ve kazı çalışmaları, Alman arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt’in öncülüğünde ivme kazanmıştı. Bu nedenle serginin Berlin’de düzenlenmesi, akademik bir saygı duruşu niteliği de taşıyor.

Modern Mimarinin İçinde 12 Bin Yıllık Tarih

James-Simon-Galerie, Müzeler Adası’ndaki Neues Museum, Alte Nationalgaleri, Altes Museum ile kıyaslandığında oldukça yeni ve modern bir yapı. Mimar David Chipperfield tarafından sanki bir küp gibi tasarlanmış, 2019 yılında açılırken de müzeye Berlin devlet müzelerine önemli sanat eserleri ve cömert maddi bağışlarda bulunan sanat hamisi Henri James Simon’un adı verilmiş.

Göbeklitepe sergisi galerinin alt katındaki büyük salonda yer alıyor. Giriş bileti 14 euro. Hemen ilk salonda “Toplumun Keşfi” başlığı altında UNESCO Kültür Mirası Listesi’ndeki Göbeklitepe’nin ve Taş Tepeler’in neden önemli olduğu anlatılıyor. Duvar panolarına Göbeklitepe’nin bir maketi de eşlik ediyor. Karahantepe, Sayburç, Çakmaktepe… Daha ilk adımdan serginin, sadece bir arkeoloji etkinliği değil, aynı zamanda insanın “yerleşik hayata geçiş” öyküsüne dair derin bir yolculuk sunduğu izlenimi de veriyor.

Avcı-Toplayıcı Döneme Dair Ezber Bozan Keşifler

Berlin’in film festivali kalabalığını ve şehri ele geçiren kar soğuğunu atlattıktan bir hafta sonraki cumartesi sabahı. İnanılmaz ama hava 19 derece. Buz tutan yollardan eser yok. Doğaya zarar verilmesin diye tuzlanmayan kaldırımlara önlem olarak atılan çakıl taşları buzlar eriyince ortaya çıkmış. Belediye temizlikte biraz geç kalmış. Buzda yürümek zor; çakıl taşlarıyla yürümeye çalışmak ise tam bir kabus. Ama Berlin’deyseniz her gün 20 bin adım atmak garanti.

Aziz Hedwig Katedrali’nin önündeki çimenlik yeşermiş, bir bahar günü gibi piknik yapanlar var. Bizim istikametimiz, Spree Nehri üzerindeki Museumsinsel yani Müzeler Adası. Bir önceki hafta Türk filmlerini ağırlayan şehir bir süredir de Türkiye’den tarihi eserleri misafir ediyor. Yanlış anlaşılmasın, Troya’dan Schilimann’ın kaçırdığı hazinelerden söz etmiyoruz. Onlar tutsak olarak Neus Museum’daki yerlerinde duruyorlar. Adadaki beş büyük müzeden biri olan ve Anadolu’dan kaçırılan Pergamon sunağıyla görkemli frizlerinin sergilendiği müze hâlâ tadilatta. Oradan birkaç eser Pergamon Panaroma Müzesi’nde, şehrin dev canlandırmasıyla birlikte görülebiliyor. Onlar da değil söz ettiğimiz.

Serginin girişinde UNESCO Kültür Mirası Listesi’ndeki Göbeklitepe’nin ve Taş Tepeler’in neden önemli olduğu anlatılıyor.

6 Milyon Ziyaretçinin Ardından Yeni Rota: Berlin

Misafirler Şanlıurfa Müzesi koleksiyonundan 89 adet orijinal Neolitik dönem eseri ve dört adet replika yani toplam 93 eser. Toplumun Keşfi: 12.000 Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepeler’de Yaşam başlığı altında James-Simon-Galerie’de mart başında açılan sergide yer alıyorlar. Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Vorderasiatisches Museum’un işbirliğiyle şehirdeler. Geçen yıl Roma’da Collesium’da Göbeklitepe: Kutsal Bir Yerin Gizemi ismiyle bir Göbeklitepe sergisi açılmış ve 6 milyondan fazla ziyaretçi tarafından ilgiyle izlenmişti. Roma’dakinden farklı olarak 19 Temmuz’a kadar Berlin’de devam eden sergide eserlerin 44’ü ilk kez görücüye çıkıyor. Pek çoğu, İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Necmi Karul başkanlığındaki son dönem kazılarında gün yüzü görenler.

Hatırlatmak gerekirse, Almanya ile Göbeklitepe arasındaki bağ oldukça eskiye dayanıyor. Alanın modern keşfi ve kazı çalışmaları, Alman arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt’in öncülüğünde ivme kazanmıştı. Bu nedenle serginin Berlin’de düzenlenmesi, akademik bir saygı duruşu niteliği de taşıyor.

Çağdaş Mimarinin İçinde 12 Bin Yıllık Miras

James-Simon-Galerie, Müzeler Adası’ndaki Neues Museum, Alte Nationalgaleri, Altes Museum ile kıyaslandığında oldukça yeni ve modern bir yapı. Mimar David Chipperfield tarafından sanki bir küp gibi tasarlanmış, 2019 yılında açılırken de müzeye Berlin devlet müzelerine önemli sanat eserleri ve cömert maddi bağışlarda bulunan sanat hamisi Henri James Simon’un adı verilmiş.

Göbeklitepe sergisi galerinin alt katındaki büyük salonda yer alıyor. Giriş bileti 14 euro. Hemen ilk salonda “Toplumun Keşfi” başlığı altında UNESCO Kültür Mirası Listesi’ndeki Göbeklitepe’nin ve Taş Tepeler’in neden önemli olduğu anlatılıyor. Duvar panolarına Göbeklitepe’nin bir maketi de eşlik ediyor. Karahantepe, Sayburç, Çakmaktepe… Daha ilk adımdan serginin, sadece bir arkeoloji etkinliği değil, aynı zamanda insanın “yerleşik hayata geçiş” öyküsüne dair derin bir yolculuk sunduğu izlenimi de veriyor.

Üstte: T biçimli dev sütunlardan yola çıkarak hazırlanan panolara Taş Tepeler’den çıkan önemli buluntuların çizimleri yansıtılıyor. Solda: Hayvan figürleri ve büyük boy insan heykelleri serginin en dikkat çeken parçaları.

İnsanlık Tarihini Yeniden Yazan Şaşırtıcı Detaylar

Buyurun, “günümüzden yaklaşık 12 bin yıl önce inşa edilen Göbeklitepe’nin, avcı-toplayıcı toplumlara dair bildiklerimizi nasıl altüst ettiği”ni sorgulamak üzere yola çıkan sergiyi birlikte gezelim.

Meraklı gözlerle içeriye giren izleyicilerin çoğunu turistler oluşturuyor. Çocuklu aileler de var, tek başına gelen de. Gezerken Türkçe konuşana rastlamıyoruz. 

Göbeklitepe denilince göz önüne ilk gelen eserler olan T biçimli dev heykellerin ışıklı modelleri birer aydınlatma gibi kullanılıyor alanda. Üzerlerinde hayvan çizimleri (turna, akrep, yılan, tilki) olan bu dev sütunlar serginin insanın yaşam döngüsünü anlatan sekiz bölümünü de birbirinden ayırıyor: Mimari devrim; inanç ve toplum; doğum ve gündelik hayat; inanç ve ritüel; ölüm ve ötesi…

Sergiye Hayat Veren Kareler: Taş Tepeler’in Görsel Dünyası

Meraklı izleyicilerin zihninde deli sorular… Her eser tek tek inceleniyor, kazı alanında çekilmiş videolar izleniyor ve hatta buluntuların önlerinde ufak tartışmalar yapılıyor: Tarım henüz başlamadan, devasa taş bloklar nasıl taşındı ve işlendi acaba? Göbeklitepe bir “tapınak” mı yoksa bir “toplanma merkezi” mi? Beslenmeleri nasıldı? Ölülerini nasıl gömüyorlardı? İnsan heykellerinde neden özellikle fallus vurgusu var? 
Soruların yanıtları sergiyi gezerken bir bir yanıt buluyor. Özellikle Neolitik insanın hayvanlarla kurduğu ilişkiyi anlatan heykeller önemli ipuçları. Karahantepe kazılarında bulunan ve sırtında bir insan taşıyormuş gibi betimlenen ya da saldırı pozisyonundaki bir leopar heykeli… Yılan işli bir insan başı, uzun burunlu bir domuz, yine Karahantepe’den akbaba, leopar ve koç başları… En yenisinin 11 bin yıllık olduğuna inanmak güç. Ancak bize hayvanlardan korkmadıklarını ve birlikte yaşadıklarını söylüyorlar.

Yine aynı dönemde betimlenen insan figüleri arasından Nevalı Çori ve Karahantepe gibi alanlardan getirilen gerçekçi insan başı heykelleri, dönemin sanat anlayışının ne kadar gelişmiş olduğunu kanıtlıyor. Bu heykellerde kaş, göz ve burun detayları şaşırtıcı derecede belirgin. Cinsiyet ayrımı yapmak için özellikle falluslar da belirgin bir şekilde gösteriliyor.

Sergi sadece devasa heykellerden ibaret değil; aynı zamanda o dönemdeki yaşamın detaylarını da sunuyor: Karahantepe ve Göbeklitepe’den çıkarılan, üzerleri geometrik desenlerle süslü taş kaplar; kireçtaşı ve farklı minerallerden yapılmış binlerce yıl öncesinin estetik anlayışını yansıtan kolyeler; çakmaktaşından (obsidyen) yapılmış son derece keskin av araçları; gazel motifli taş düzleştiriciler… Tüm bunlar bir ibadet alanı olarak kabul edilen Göbeklitepe’nin kazıların ilk yıllarında tahmin edildiği gibi yalnız olmadığını çevresinde yerleşim yerlerinin de olduğunu kanıtlıyor. Üstelik her geçen yıl kazılardan yepyeni bulgular ve haberler geliyor.

Arkeolojik buluntuların hemen yan salonunda ise dünyaca ünlü fotoğrafçı Isabel Muñoz’un Taş Tepeler serisi var. Buradaki fotoğraflar ve videolar, bölgenin kadim yapılarını ışık ve doku oyunlarıyla sanatsal bir perspektiften sunarak serginin atmosferini tamamlıyor.

Videolardan birinde Göbeklitepe’ye yağmur yağıyor, bir diğerinde gün doğuyor, batıyor… Ne olursa olsun sergiyi gezerken gördüğümüz izler binlerce yıldır yerlerindeler. Videoların hemen yanında, bölgede bulunan insan yüzlerinin fotoğraflarının yan yana asılmasıyla oluşturulan Portreler Duvarı’nın önünde dakikalarca durup yanındaki arkadaşına “Göbeklitepe insanı bizden çok da farklı değilmiş” diyen gence katılmamak mümkün mü? 

Sergiden eve anılardan fazlasını götürmek isterseniz çıkıştaki müze mağazasına uğrayın. Serginin güzel görsellerle donatılmış ve Kulturverlag Kadmos tarafından Almanca, Türkçe, İngilizce hazırlanmış bir de kitabı satılıyor. 

Kaynakhttps://dbsnewsmedia.com/?p=1758
Görsellerhttps://dbsnewsmedia.com/?p=1758
https://dbsnewsmedia.com/wp-content/uploads/2026/03/xx-img-5493-50zi.jpg

KARDEŞ HABER
Habere Giriş Tarihi: 06.03.2026 20:22