Antalya Müzesi tadilat nedeniyle kapalı. Ancak Side Antik Kenti’nde geçen yıl tadilatı tamamlanan Arif Müfid Mansel Arkeoloji Müzesi tarihseverleri ve klasik filologları heyecanlandıran buluntuları, oldukça modern bir sergilemeyle sunuyor.

Antalya’nın Side Yarımadası, sadece bir tatil beldesi değil, aynı zamanda Anadolu arkeolojisinin görkemli açık hava müzelerinden. MÖ 7. yüzyıldan itibaren Pamphylia bölgesinin önemli liman kentlerinden Side’de (Sidecede nar anlamına geliyor) bugün antik kent ve günlük yaşam bir arada devam ediyor. Bu özelliğiyle isteyenin sadece kafelerde oturup, deniz kenarında doğanın tadını çıkarabileceği; isteyenin de MüzeKart’ı ile antik kentte agora, tiyatro (şu sıralar tadilatta), Artemis ve Apollon tapınaklarını görebileceği harika bir gün vaat ediyor. 

Üstelik uzun süredir tadilattaki Side Müzesi bir yıl kadar önce, Arif Müfid Mansel Arkeoloji Müzesi ismiyle yeniden açıldı. Bu isim önemli bir onurlandırma yazıtı aslında. 1905 doğumlu Ordinaryüs Profesör Dr. Arif Müfid Mansel, hayatını Side’yi kumların arasından çıkarmaya adayan bir klasik filolog ve arkeolog. Berlin Üniversitesi’nde aldığı eğitimle Türkiye’nin ilk “klasik arkeoloğu” unvanını alan kişi. Bir filolog olarak Mansel, Side’de bulunan ve tam çözülememiş olan Sidece diline ait yazıtlar üzerinde çalıştı. Şimdi müzedeki bu yazıtlardan çift dilli olanlar antik dönemde “barbar” (Yunanca konuşmayan) olarak nitelendirilen Anadolu halklarının, aslında yüksek bir yazı kültürüne ve gelişmiş bir dile sahip olduğunu kanıtladı. Ayrıca Side’nin sadece bir Roma kenti değil, köklü bir Hitit-Luvi geleneğinin devamı olduğunu dünyaya ilan etti. 

Antik Roma Hamamından Modern Sergi Alanına veya Jale İnan ve Mansel’in Öngörüsü: Tarih İçinde Tarih

Bu ünlü adamın adını taşıyan Side Müzesi’nin en büyüleyici tarafı, sergilenen eserler kadar sergilendiği mekanın kendisi. Müze, MS 2. yüzyılda inşa edilen bir Roma Agora Hamamı’nın içinde yer alıyor. 1950’li yılların sonunda Mansel ve asistanı (daha sonra Türk arkeolojisinin annesi olarak anılacak) Jale İnan, kazılardan çıkan dev heykellerin korunması için bu mekanı seçerler. Harabe halindeki Roma Hamamı, 1959-1961 yılları arasında titiz bir restorasyon sürecinden geçer. 1962 yılında kapılarını açan bu yapı, Türkiye’de bir köy içinde kurulan ilk müze olma özelliğini taşırken, antik bir yapının işlevlendirilerek müzeye dönüştürülmesinin de ilk başarılı örneklerinden biri olur. Tabii müze zamanla eskir ve restorasyona girer. 

Ve şimdilerde restorasyon sonrası bu mekan, artık antik Roma hamamının orijinal bölümlerini kullanarak ziyaretçileri tematik başlıklar altında bir yolculuğa çıkarıyor. 

Müze turu, antik hamamın avlusunda başlıyor. Bu bölüm, Side’nin kentsel dokusunu ve kazı serüvenini anlatıyor. Bahçede yer alan sütun başlıkları, frizler, Side Tiyatrosu’ndan getirilen görkemli mimari parçalar. Hamamın frigidarium (soğukluk) bölümü “Tanrılar ve Kahramanlar Salonu” olarak düşünülmüş. Ünlü Üç Güzeller (Kharitler) heykeli bu bölümün yıldızı. Sidece ve Yunanca olarak çift dilde yazılmış en ünlü parça Artemis Adak Yazıtı sayesinde Sidecedeki şahıs isimleri ve dini terminoloji çözülmüş. Side Limanı’ndaki gümrük kurallarını veya ticaret anlaşmalarını içeren ticari yazıtlar ise kentin ekonomik terimlerini günümüze taşıyor.

Eros lahti müzenin en özel buluntularından.

Bir de buradaki Herakles heykelini görün

Sudatorium (terleme odası) ve calidarium (sıcaklık) bölümlerinde yer alan Herakles ve Hermes heykelleri çok görkemli. Özellikle devasa boyutlardaki Herakles heykeli, ziyaretçileri büyülüyor (Antalya Müzesi kapalı olduğu için bir süre Yorgun Herakles heykelini görmek mümkün değil. Bu heykel onu aratmıyor).

İmparator Hadrianus’un sevgilisi kabul edilen ve genç yaşta ölen Antinous adına yapılan bir diğer heykel de döneminin ihtişamını yansıtan ve dünyaca ünlü Side ekolü taş işçiliğinin en zarif örneklerinden.
Bu salonlardaki lahitler antik dünyada yaşamın sonrasına dair inançlara odaklanıyor. Özellikle Eros’lu lahit çok görkemli. Müze bahçesindeki lahitler, ölü gömme geleneklerinin sanata dönüşmüş hali. Üzerindeki mitolojik sahneler, o dönemdeki inanç sistemini ve sınıf farklarını anlatıyor.

Nümismatik koleksiyonda ise Side’nin kendi adına bastığı nar figürlü gümüş sikkeler, kentin antik dünyadaki ekonomik gücünü ve Akdeniz ticaretindeki rolünü anlatıyor. Bu nar figürü, Side’nin Akdeniz ticaretindeki “markası” gibi. 

Mansel’in 1975’teki vefatına kadar süren emeği, bugün Side’yi ziyaret eden binlerce insanın tarihle bağ kurmasını sağlıyor. Onun attığı temeller, Side’nin sadece bir turizm destinasyonu değil, bir bilim ve sanat hafızası olarak kalmasını da garantiliyor.

Kaynak:https://dbsnewsmedia.com/?p=2604

Görsel:https://dbsnewsmedia.com/wp-content/uploads/2026/03/img-5883lk-4stg.jpg

KARDEŞ HABER

Haber Giriş Tarihi:13.03.2026 17:36